Amerika otomatik pilotta

Obama yönetiminin ardında bıraktığı boşluk henüz doldurulamadı. Kolay kolay doldurulacağa da benzemiyor. Ortadoğu’dan ve tüm dünyadan Amerikan gücünün doğru düzgün hazırlık yapılmadan çekilmiş olmasının ceremesini bütün dünya ödüyor. Dünyanın dört bir tarafında yaşanan siyasal çalkantılar da bundan kaynaklanıyor. Ortadoğu’da vekalet savaşlarına evrilen iç savaşlardan Avrupa Birliği’nin yaşadığı güvenlik krizine kadar, birçok alanda bu güç boşluğunun etkilerini görüyoruz.

Bu yeni durumu, küresel siyasetin dönüşümü ve uluslararası güç denkleminin değişimi olarak okuyanlar var. Dolayısıyla onlar, içinden geçtiğimiz istikrarsızlıkları yeni dönemin sancıları olarak görüyorlar. İstikrarsızlık olduğu doğru. Yine bunun altında Amerikan gücünün dünyada görünürlüğünün azalması olduğu da doğru. Fakat mevcut durumun sistematik bir dönüşüm olduğu iddiası abartılı. Bugün dünyada hâlâ Amerikan gücüne açıktan meydan okuyabilecek bir denge unsuru yok. Ne Çin ne Rusya ne de diğer devletler güç endeksinde ABD‘yi yakalamış veya ona yaklaşmış değiller. Fakat ABD’nin Obama döneminde bilinçli bir tercihle çekilmiş olması, farklı bölgelerde eşitlik ve dolayısıyla da istikrarsızlık yarattı. Bu nedenle yaşanan krizlere geri döndürülemez sistematik dönüşümlerin sonucu olarak değil, Amerikan yönetiminin siyasal bir kararının sonucu olarak bakmak daha doğru olacak.

ABD’nin yeni küresel yönelimi

Yeni Amerikan yönetiminin farklı bir tavır sergileme ve ABD’yi yeniden dünya siyasetine etkili bir şekilde döndürme ihtimali var. Bu da Obama döneminin krizlerinin aşılması anlamına gelecek. Aslında tüm dünya, yeni Trump yönetiminin ne şekilde hareket edeceğini ve ne tür bir planlama yapacağını görmek istiyor. Eğer Trump yönetimi Amerikan gücünü tekrar dünya siyasetine yansıtacak olursa, birçok istikrarsızlık alanı yeniden istikrarlı bölgeler haline dönüşebilir. Fakat eğer Obama tarzı bir siyaset devam edecek olursa, bu bölgelerdeki istikrarsızlıkların kronikleşmesi kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkacak.

Mesela Suriye’deki iç savaş çözümsüzlüğü devam eder. Bölge ülkeleri vekalet savaşlarını sürdürür. Aynı şekilde Avrupa Birliği içine düştüğü krizden kurtulamaz. Zira Avrupa Birliği’nin varlığını ve devamını sağlayan en önemli faktörün Amerikan güvenlik şemsiyesi olduğu gün geçtikçe daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Avrupa’nın tam bu sıralar krize girmesi, milliyetçiliğin yükselmesi, aşırı sağın güçlenmesi ve yabancı düşmanlığının artması bir tesadüf olamaz. 1960lar ve 1970lerde Amerikan gücünün göreli olarak zayıflaması nasıl Avrupa’yı krize sokmuşsa, bugün yine Amerika’nın yokluğu benzer bir varoluşsal kriz üretti. Avrupa Rusya ile Ukrayna’da baş edemeyeceğinin farkında. Suriye’de Amerika olmadan pozisyon alamayacağını biliyor. Bölgeden kaynaklanabilecek terör ve göç akınlarına karşı savunmasız olduğunun da farkında.

Türkiye Trump’ın Suriye adımlarını bekliyor

Bu ve benzeri bölgesel krizlerin her birine baktığımızda, Amerikan gücünün dünya siyasetinde oynadığı dengeleyici rol daha da açık ortaya çıkıyor. Bunun Türkiye’yi ilgilendiren kısmı ise Suriye. Suriye’de Obama siyaseti bir boşluk bırakmış, bu boşluktan en çok geleneksel Amerikan müttefikleri zarar görmüştü. Türkiye de bunların başında geliyor. Hatta Obama döneminde oluşturulan politikalar, Türkiye’ye karşı PYD gibi bir terör örgütünü destekleyerek Suriye’deki çözümsüzlüğe katkı sundu. Türkiye ve diğer aktörler şimdi hep beraber yeni Trump yönetiminin nasıl bir pozisyon alacağını bekliyor. Eğer Trump Suriye iç savaşında çözüm yönünde bir irade koyarsa, o zaman hangi aktörlerle iş tutacağı gündeme gelecek. Trump’ın kendisi böyle bir tavır ortaya koyduğunda, Türkiye’yi ve onun çıkarlarını göz ardı etmeyeceğini düşünebiliriz. Fakat şimdiye kadar ortada dolaşan rivayetler bunu destekler nitelikte değil.

CENTCOM ve Pentagon’un eylem ve söylemlerine bakılırsa, Amerikan devletinin Trump yönetiminde de PYD ile beraber yürüyeceği izlenimi edinilebilir. Nitekim bugünlerde etrafta dolaşan dedikodular, Rakka operasyonunda PYD’nin kullanılacağı bilgisini yayıyor. ABD’nin şimdiye kadar PYD’ye yaptığı yatırımı böyle bir operasyonda bir anda göz ardı etmeyeceği söyleniyor. Dolayısıyla “İlk seçenek tabii ki PYD’dir” deniliyor. Bu anlatının güçlü tarafları var. Ama tek seçenek bu değil ve Trump aslında bu seçeneğin zorunlu olmadığını ilk günden itibaren dile getirmeyi tercih etti. Yani bunca dedikoduya rağmen, Trump’ın gerçekte ne yapacağını hâlâ bilmiyoruz. Bütünüyle yeni bir planla bile gelebilir. İran ile bir gerginlik yaşayıp Türkiye’ye de yakınlaşabilir. O zaman PYD’den de uzaklaşmak durumunda kalır.

Trump’ın ‘yeminli’ muhalifleri

Fakat şimdiye kadar ortaya çıkan resim çok cesaret verici değil. PYD’ye yönelik desteğin devam edeceği değerlendirmeleri yapılıyor. Ancak bunun bürokratik bir yansıma olduğu düşünülebilir. Trump Amerikan dış politikasının yönetimini henüz eline alabilmiş değil ve ne tür adımlar atacağı öngörülemiyor. Devlet Obama döneminin bir devamı niteliğinde otomatik pilota alınmış durumda.

Çünkü Trump seçildiği günden bu yana dış politika yerine iç politika odaklı yürümek durumunda kaldı. İlk günden itibaren yoğun bir muhalefetle karşı karşıya. Hem medyada hem de siyasette Trump’ın iktidarına son vermek isteyen ‘yeminli’ muhalifler var. Bunlar genel olarak Amerikan devletinin ve toplumunun etkin mekanizmalarını ellerinde bulunduruyor. Her türlü hukuki süreci devreye sokarak Trump’ı öncelikle iktidardan uzaklaşturmak, o olmazsa etkinlik alanını sınırlandırmak isteyeceklerdir. Michael Flynn olayı bu anlamda ilk adım gibi duruyor. Trump’ın Flynn’i feda etmesi, bu yolun kullanışlı olduğu fikrini ortaya çıkardı ve hemen arkasından hazine bakanı için benzer bir süreç başlatıldı. Onun da görevine son verilerek Trump’ın etrafındaki aktörleri teker teker düşürme süreci başlatılacaktı. Fakat Trump hazine bakanına sahip çıkabildi. Bu mücadele elbette devam edecek. Trump ve ekibi, rakiplerine yeterince malzeme vereecek gibi görünüyor. Sahip oldukları ticari siciller ve benimsedikleri davranış kalıpları, Trump kabinesini saldırılara açık kılıyor.

Washington’da iktidar savaşları

Bir de bu mücadelenin istihbarat ayağı var. CIA ve FBI bile bu mücadelenin açık parçası haline geldiler. Trump kendisine rutin olarak verilecek olan brifingleri ilk günden itibaren sorun haline getirdi ve sayılarını azaltacağını açıkça gösterdi. Eski CIA Başkanı, Trump’ı hedef alan açıklamalar yapmaktan çekinmiyor. Hepimiz artık CIA’in Trump’ı seçim sırasında hukuksuz bir biçimde dinlediği inancına sahibiz. Hatta Trump bunu Merkel ile yaptığı basın toplantısında şaka malzemesi yaptı. Merkel’e “CIA ikimizi de dinlemiş” diyecek kadar ileri gitti. FBI ise daha merkezi bir rol oynar hale geldi. FBI Başkanı Comey seçim sürecinde yaptığı açıklamalarla da tartışmalara yol açmıştı. Clinton’ın elektronik postaları meselesinde, önce inceleme başlatıldığını dile getirerek Demokrat adayın toplum önündekini imajını zedelemiş, sonra yaptığı açıklamayla Clinton’ı temize çıkarmıştı. FBI’ın yeni dönemde de Amerikan siyasetinin bir tarafı olmayı sürdürdüğü düşünülüyor. Hatta “FBI Başkanı Amerikan siyasetinin en güçlü kişisi oldu” diyenler bile var. Ama bunun mutlaka bir sınırı var ve bu Amerikan siyaseti açısından sürdürülebilir bir durum değil.

Trump’ın siyasi muhalifleri de boş durmuyor. Demokrat Senatör Dianne Feinstein gibi önde gelen Demokratlar Trump’ı iktidardan düşürmek için ellerinden geleni yapıyor. Feinstein Trump aleyhinde tasarılar olduğunu açıkladı bile. Bu tasarılar ileri sürülür mü, gerçekten Trump’ı istifaya zorlayacak kadar güçlü zemine dayanıyor mu bilinmez. Ama bunların dedikodusu bile Washington’ın en önemli gündem maddesi haline gelmiş durumda. Washington’da hangi çevreye girerseniz girin, Trump’ın öyle ya da böyle görevi bırakmak zorunda kalacağı açık açık iddia ediliyor. Suikast dedikoduları şimdilik dinmiş olsa da, görevi kötüye kullanma suçlamasının bir şekilde yapılacağı ve Trump’ın bununla tehdit edileceği aşikar. Zaman içerisinde bu yöndeki arayışlar da yavaşlar mı bilinmez, ama şimdilik bütün bu iç gündemin Trump’ı fazlasıyla meşgul ettiği ortada.

Trump koltuğundan edilebilir mi? Evet, Amerikan sisteminde başkanı düşürmek için yollar var. Sistemin içinde güçlü aktörler var. Fakat Amerikan başkanlığı da güçlü bir kurum. Eğer Trump oyunu düzgün oynama becerisi gösterebilirse, bütün bu süreçten güçlenerek bile çıkabilir.

İç tehditler Trump’ın dış politikaya eğilmesine engel oluyor

Fakat belirli bir süre Trump’ın bu iç tehditle mücadele edeceğini görmek lazım. Maalesef bu esnada Trump dış politikaya yeterince zaman ve efor harcayamıyor. Zaten normal şartlarda Amerikan başkanlarının dış politika alanında etkin hale gelmeleri bir yıl sürer. Trump döneminde bu sürenin daha da uzaması muhtemel. Uluslararası bir kriz çıkmadığı müddetçe, Trump’ın bu alana dönmek için fazla gerekçesi olmayacak. CENTCOM ve Pentagon’daki Obama kalıntıları da gündemi eski zihniyete göre kurmaya devam edebilirler. Yani PYD’li senaryoyu ABD için kaçınılmaz bir seçenek haline getirmek için ellerinden geleni yapacaklardır. Çünkü bu gruplar aynı Obama gibi, Suriye benzeri bölgelerde Amerikan askerlerinin çatışmadan uzak tutulması gerektiğine inanıyorlar. Bu bölgelerde çözümsüzlüğü ABD lehine bir çözüm olarak görüyorlar. Bu nedenle de Trump’ın Türkiye gibi geleneksel aktörlerle birlikte hareket etme alanını kısıtlamak için ellerinden geleni yapacaklardır.

AA

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s