TRUMP’IN GÖÇMEN KARARNAMESİ

%d0%bd%d1%83%d1%80%d1%87%d0%b8%d0%bd2
Nurçin Arslan

20 Ocak’ta görevi Barack Obama’dan devralan ABD’nin 45. Başkanı Donald Trump’ın ilk icraatlarından biri, nüfusunun çoğu Müslüman olan 7 ülkeye vize yasağı uygulamak oldu. Havaalanlarında vizesi olmasına rağmen ABD’ye giremeyen Irak, İran, Suriye, Somali, Sudan, Libya, Yemen vatandaşlarının alınmamasıyla yaşanan kriz ile Trump yönetimi ”Havaalanlarındaki sorunun nedeni kararname değil” diyerek. ABD’nin göçmenler konusundaki en büyük krizin temelini atmış oldu.

Müslümanlara ve göçmenlere yönelik bir yasak olan bu Kararname. Trump tarafından konunun bu ülkeden gelen insanların dinleri olmadığını; “ABD’nin ulusal güvenliği” olduğunu savunmakta. Ancak 1980 Mülteci Yasasından beri Amerika’da sadece bir mülteci terörist saldırısı olmuş.

Amerika Birleşik Devletleri Göçmenlik Reformu girişimi yeni değil, zira ABD’nin %12’si göçmenlerden oluşan bir toplum 1980’lerden bu yana birçok “yasallaştırma” çabası başarısız oldu. En son 2010 yılında Genç kaçak göçmenler ve çocukluk döneminde yasadışı yollarla ABD’ye girmiş göçmenlere yasal statü kazandırmayı ön gören yasa tasarısı Kongre tarafından rededildi.

Obama yönetimi Göçmenlik Reformu Yasa Tasarısını 27 Haziran 2013 tarihinde ABD Senatosunda onaylanmştı. Bu tasarı ile yaklaşık 11 milyon yasadışı göçmene hem yasal göçmen statüsü kazandırmak hemde Amerikan vatandaşlığının yolunu açması beklenmişti. Ancak yasa tasarısının kabulü göçmenlere dair bilindik bir tartışmayı yeniden gündeme getirmişti. Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elinde bulunduran Cumhuriyetçiler, ‘ Güvenlik’ kaygılarından dolayı tasarıyı ret etmişlerdi.

Bu itirazları hafifletmek amacıyla Obama yönetimi, Meksika sınır güvenliği konusunda alacağı tedbirler ile sınırdaki devriye sayısını arttırarak güvenlik duvarı inşa etmek ve Meksika kaynaklı göç akımlarını kontrol altına alarak bir nebze Cumhuriyetçilerin kaygısını gidermeye çalışsada. Cumhuriyetçiler Başkanlık kararnamesiyle hayata geçirilen planın anayasaya aykırı olduğunu eyaletlerin yönetimleri, Obama’nın bu konuda Kongre’yi devre dışı bırakarak yetkisini aştığını iddia etmişti.

Bu bağlamda Cumhuriyetçiler 26 eyalet valisi, Obama’nın göçmenlik reformunu mahkemeye taşımış, mahkeme de bu iddiaları yerinde bularak 26 eyalette yürürlüğü durdurma kararı almıştı.

Obama yönetimi de göçmenlik reformu için 2015 yılı sonunda Yüksek Mahkemeye başvurmuş ve Amerika Yüksek Mahkemesi Beyaz saray temsilcileriyle muhalif tarafı dinleme kararı alıp incelemelerde bulunmuştu. Yüksek Mahkemedeki 8 yargıçtan 4’ü tasarının lehinde, diğer 4’ü ise aleyhinde karar vermiş. Böylece Yüksek Mahkemedeki eşitlikle, tasarının yeniden görüşülmesinin önü tıkamıştı. Bu da Obama yönetiminin yetkisini aştığına hükmeden alt mahkemenin kararının geçerli olmasına yol açmıştı.

Obama ise Beyaz Saray’dan yaptığı açıklamada, Yüksek Mahkemedeki kararın “talihsizlik” olarak yorumlamış. Eşit oyun hayal kırıklığı yarattığını belirtmiş ve “Göçmenlik korkulacak bir şey değil.” ifadelerini kullanmıştı. Böylelikle Obama yönetimi göçmenlere sahip çıkarak, bu partinin gelecek başkanlık seçimlerinde oylarını arttırmaya çalışıyor eleştirilerine maruz kalmıştı.

Buna karşılık Cumhuriyetçiler göçmenlere karşı sert önlemlerin alınmasında ısrar ederek. Amerika yüksek mahkemesinin kesin kararı ile Amerika’daki sağcı muhafazakar kesimin göçmenlerle ilgili diğer yasaları değiştirmeye çalışmasının ve yasa dışı göçmenlere karşı daha fazla baskı yapmalarını teşvik etmiştir.

Cumhuriyetçiler;

Bir yandan yasadışı göçmenlerin yarısından çoğunu oluşturan Latin kökenli göçmelerin oylarını kazanmak istiyorlar. Öte yandan güvenlik tehdidi ile oy kaygısı arasında salınan Cumhuriyetçilerin güçlü argümanı ise bu reformun getireceği potansiyel maddi yük. Göçmenler söz konusu olduğunda sıkça gündeme gelen “sosyal güvenlik sistemi ile ABD’yi yasa dışı göçmenler için daha da çekici hale getireceği de Cumhuriyetçiler kanadında dile getirilen kaygılar arasında.

Trump ve Göçmen Kararnamesi;

Suriye’den ikinci talimata kadar mülteci kabul edilmeyecek.

Irak, Libya, Suriye, Iran, Sudan, Somali ve Yemen’den gelenlerin 120 gün boyunca herhangi bir mülteci kabulünün yapılmaması. Belirtilen süre tamamlandıktan sonra ise sadece İç Güvenlik Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Ulusal İstihbarat Direktörünün ortak onay verdiği ülkelerden mülteci kabul edilmeye başlanması.

30 gün boyunca Irak, Libya, Suriye, Iran, Sudan, Somali ve Yemen’den gelenler, hangi vize veya belge ile gelirse gelsin ABD’ye alınmayacak.

Trump’ın Göçmen Kararnamesi ve Türkiye;

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump yönetimiyle iyi ilişkiler kurmak isteğinden dolayı Müslümanlara yönelik vize yasağı konusunda keskin bir çıkış yapmaması şaşırtıcı değil. Trump’ın 20 Ocak’ta göreve başlamasının ardından bazı dünya liderleri ile görüştüğü ancak bunların arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olmaması Obama yönetimiyle son 4 yılda ilişkilere yansıyan olumsuz havadan dolayı da, Erdoğan’dan güçlü bir açıklama ile ilişkilerin geleceğindeki olumlu adımları yok etmemek ve Trump yönetimiyle de ters düşmeme kaygısı yatmakta.

Ancak Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ciddi açmaza zorlamakta. Sahip olduğu değerleri adeta aşağılayan yeni ABD başkanı ve bu ABD başkanıyla iyi ilişkiler kurma istediği Türkiye’nin ihtiyatlı davranmasıyla olacaktır.

Türkiye’nin Trump yönetiminden beklentileri;

Suriye’deki Kürt grupları YPG/PYD ile işbirliğini gözden geçirmesi,

15 Temmuz darbe girişiminin ardında olmakla suçladığı Gülen hareketinin ABD’deki mali kaynaklarını kesmesi ve Fethullah Gülen’in iadesi bulunuyor.

İRAN;

Trump’ın Göçmen kararnamesi ile yasak getirdiği bir önemli ülke ise İran. İran dışında kalan diğer ülkeler istikrarsız yönetim, başarısız iktidarlar, güçsüz devlet yapıları olan savaş ülkeleri. İran’dan gelen ilk açıklama, Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ‘den, “7 Müslüman ülkenin vatandaşlarının ülkeye girişini yasaklamak ABD’nin iddialarının temelsiz ve ABD’nin İran devletiyle bazı konularda ihtilafları olduğunu Ancak buna rağmen Müslümanlara getirilen yasak, bu devletin İran halkına dost olduğu şeklindeki iddiasının da temelsiz olduğunu göstermektedir. Uluslararası camianın diyalog ve iş birliğine ihtiyacı vardır.” Açıklamasıyla Obama yönetimyle varılan nükleer anlaşma ve ambargo gibi konularda İran yönetiminin ihtiyatlı davrandığı görülmekte.

Suudi Arabistan;

Suudi Arabistan uyruklu ve mülteciler 90 gün boyunca ABD’ye girişini engelleyen ülkeler listesinde değil.

Trump, başta Suudi petrolü ve bu iki ülke arasındaki ittifakı bozmak niyetinde değil. Suudi Arabistan ve Beyaz Saray’ın Arap müttefikleriyle ilişkiyi zayıflatmak gibi bir kaygısı da yok. Trump Göçmen Kararnamesindeki terör tehdidi Suudi ve Körfez ülkelerini kapsayan bir tasarı olmaktan hayli uzak. Çünkü Başkan Trump Kararnameyi imzaladıktan 24 saat sonra Kral Salman ile bir telefon görüşmesi yaptı. Beyaz Saray Riyad yönetimini rahatlatan görüşmede İran nükleer anlaşması da konuşuldu.

Suudi Arabistan’ın Trump bağlantılı birçok şirketi var ve Mısır’da da, iki tescilli şirket. BAE, gibi büyük Müslüman nüfusa sahip ülkelerdeki yatırım ilişkileri de ortada.

İngiltere ise;

Londra başta olmak üzere halk İngiltere’nin birçok şehirlerinde eylem yaparak Trump yönetimini protesto ediyor. Bu protestolara binlerce kişi katılıyor. İngiltere Başbakanı Theresa May’e, Trump’ın İngiltere ziyaretini iptal etme çağrısı yapan kampanyada ise imza sayısı 1.5 milyonu aştı. May’in ”Kraliçe’nin davetini ABD Başkanı Trump’a iletmekten mutluluk duyduğu” ifade etmişti.

Theresa May, ABD ziyaretinde “Trump’ın vize sınırlaması kararını kınamaktan kaçınması” ise İngiliz halkı tarafından tepkilere neden olmuştu.

Müslüman ülkelerden çıkmayan sesin temsilcisinin İngiltere halkı olması ise hayli düşündürücü.

Trump Yönetim Krizi;

Trump, Kararnamesini savunmayı reddeden Adalet Bakanı Vekili Sally Yates’i görevinden aldı ve Beyaz Saray, aynı emri uygulamaya karşı çıkan 100’den fazla Dışişleri Bakanlığı çalışanının görevlerinden ayrılmasını istedi. Bu adımlar, başkanlık görevinde 10’uncu gününü dolduran Trump’ın, Cuma günü imzaladığı tartışmalı kararın ardından başlayan ve ülke çapındaki protestolarla büyüyen krizi daha da tırmandırdı.

Adalet Bakanı Vekili Sally Yates’in yerine, kararnameyi savunacağını bildiren Virginia’nın Doğu Bölgesi Federal Savcısı Dana Boente atandı.

Sonuçta;

Trump Göçmen Kararnamesi ABD’nin ve Dünya kamuoyunun en önemli gündemi oldu. Suriye, Irak, Yemen savaşın yıkıma uğrattığı ve birincil sebebininde ABD’nin olduğu ülkeler. Sudan, Libya, Somali de hem istikrarsız yönetimler hem de yoksullukla mücadele ediliyor. Oysaki göçün nedenlerini anlamaya çalışmak, dahası insanları yasadışı göçe iten koşulları kavramaya çalışmak hem yapısal nedenleri tartışabilmemiz hem de kalıcı çözümler üretebilmemiz için oldukça önemli.

Amerika’nın göçmenlik yasası 1980 yılından beri değişmediği için, birçok hukukçu ve insan hakları örgütleri tarafından eleştirilmekte. Amerika’daki göç ve göçmenlik yasasının birçok eksikliği var ve sert önlemler zaten içermekte. Bunu ırkçı ve keyfi yakşımlarla yasaklamak ne kadar doğru?

Elbette Trump seçildiğine sevinenlerin bu muhakemelerini de gözden geçirmeleri gerekecek.


* “Görüş” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve NT’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir

Kaynak: AA-Analiz

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s