İHANET GECESİ: 15 TEMMUZ

Türkiye, son yüz yılda ihanetin en büyüğünü gördü. 40 yıldır devlete gizlice sızan, dini cemaat görünümlü çete, 15 Temmuz gecesi, tarihin en büyük ihanetine kalkıştı. Ancak Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı üzerine halk sokaklara dökülerek tankların, silahların, bombaların önüne durdu ve bu alçak kalkışmayı başarısızlığa uğrattı.

Türkiye tarihi darbe girişimleriyle dolu bir süreç. Sadece cumhuriyet sonrası değil, Osmanlı Devleti’nin son elli yılı da tarihe darbelerle birlikte yazıldı. Ama Türk Milleti, ilk defa böyle bir ihanetle karşı karşıya kaldı. 15 Temmuz gecesi askerler, kendisine güvenen ve orduyu peygamber ocağı olarak kabul eden halka ihanet ederek, başka ülke çıkarları için devletini yıkmaya kalkıştı.

İstanbul’da köprüler, tank ve silahlı askerlerle kapatıldı. Valilik, Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele Polis Merkezi, Türk Telekom Merkezi, medya kuruluşları ve havalimanları gibi kritik öneme sahip noktalar, darbeci askerler tarafından işgal edildi.

Ankara’da Parlamento Binası, Emniyet Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı, Genelkumay Başkanlığı gibi ülke yönetiminin merkezi noktaları ve Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT), TÜRKSAT, Türk Telekom gibi haberleşme merkezleri darbeci askerler tarafından kuşatıldı.

HALK ÇIPLAK ELLERİYLE DURDURDU

Bir grup komando eğitimi almış darbeci askerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast düzenlemek için helikopterlerle Marmaris’e gittiği öğrenildi. Bu sırada, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dinlenmek için gittiği Ege kasabası Marmaris’ten cep telefonu yardımıyla televizyonlara bağlanarak, bunun Fetullahçı paralel devlet yapılanması tarafından kalkışılan hain bir darbe girişimi olduğunu ifade etti. Erdoğan, “Vatandaşlarımızı bizimle birlikte bu hain girişime karşı direnmeye, meydanlara çıkmaya çağırıyorum” dedi. Halk, eline silah değil, sopa bile almadan, sadece evlerinde bulunan Türk bayraklarını alarak askerlerin işgal ettiği noktalara yürüdü.

Vatandaşlar sokaklara dökülürken, askerlerle savaşmayı değil, tankların ve silahların önüne geçerek darbe girişimini durdurmayı hedefliyordu. Askerlerin de kendileri gibi Türkiye’nin çocukları olduğunu, dini, dili, bayrağı, vatanı bir olan insanların kardeşine silah sıkmayacağını düşünüyorlardı. Daha sonra ortaya çıkan görüntüler, vatandaşların hiçbir saldırıda bulunmadığını, askerlerin kışlalarına dönmesi için büyük çaba sarf edildiğini gösteriyor.

SİLAH ZORUYLA BİLDİRİ OKUTTULAR

Bu arada darebeci askerler, silah zoruyla işgal ettikleri TRT televizyonunda haber spikerini rehin alarak zorla darbe bildirisi okuttu. Bunun farkına varan halk, TRT’yi işgalden kurtarmak için Ankara’nın OR-AN semtindeki Genel Müdürlük binasına akın etti.

Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde bulunan Polis Özel Harekat Merkezi ve TÜRKSAT Uydu Haberleşme Merkezi’ni darbeci askerler F-16 savaş uçaklarıyla bombalamaya başladı. Özel Harekat Merkezi’nin bombalanması sonucu 50 polis şehit olurken, TÜRKSAT’ta da 2 görevli hayatını kaybetti. Aynı dakikalarda parlamento binası TBMM de savaş uçakları tarafından bombalandı.

Ankara’da Genelkurmay Başkanlığı binası, Emniyet Müdürlüğü, MİT ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde; İstanbul’da Boğaziçi Köprüsü (15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak ismi değiştirildi), İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Çevik Kuvvet Polis Merkezi, Emniyet Müdürlüğü, Çengelköy Karakolu ve Sabiha Gökçen Havalimanı girişinde darbeci askerler, çıplak elleriyle darbeyi durdurmaya çalışan masum vatandaşların üzerine ateş açtı.

Helikopterlerden makineli tüfeklerle halkı tarayan, uçaklarla ve tanklarla bomba yağdıran darbeci askerler, o gece tam bir katliam yaptı. Buna rağmen halk geri çekilmedi, ellerinde bayraklar ve dillerinde Allahu Ekber (Allah büyüktür) sesleriyle kadın-erkek hep birlikte, korkusuzca silahların, tankların üzerine yürüdüler.

ERDOĞAN’A SUİKAST TİMİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bulunduğu Marmaris’ten önce helikopterle Dalaman Havalimanı’na, oradan da uçakla İstanbul’a hareket etti. Erdoğan’a suikast yapmayı planlayan özel eğitimli darbeci komandolar, helikopterlerle Erdoğan’ın kaldığı oteli bastı, fakat onlar gelmeden yaklaşık 45 dakika önce Erdoğan otelden ayrılmıştı. Darbeci komandolar, ayrıca yanlış oteli bastı ve Erdoğan’ın hala orada olduğunu sanıp oteli bombaladılar. Orada bulunan polislerle darbeciler arasında çatışma çıktı ve iki polisi şehit oldu, 3 polis yaralandı.

Atatürk Havalimanında seyir kontrol kulesini işgal eden darbeciler, halkın yoğun baskısı ve polisin müdahalesiyle teslim olmak zorunda kaldı. Erdoğan’ın uçağı, 2 saat havada ışıkları sönük vaziyette dolaştıktan sonra havalimanının darbecilerden temizlenmesi üzerine Atatürk Havalimanına iniş yaptı. Erdoğan burada düzenlenen basın açıklamasında, bir kez daha bu hain kalkışmanın arkasında Fetullahçı paralel örgüt olduğunu belirtti ve vatandaşlara tekrar seslenerek direnişe devam çağrısı yaptı.

ÖLÜM BİLE KORKUTMADI

Halk bombalara, helikopterlerden açılan yoğun makineli tüfek atışlarına rağmen meydanları terk etmedi. Çatışma bölgelerine ambulansların girmesi imkansızlaştığı için vatandaşlar yaralananları  motosikletlerle hastanelere taşıdı. Ankara ve İstanbul’daki merkezi hastaneler yaralılarla dolup taştı.

İstanbul Emniyet Müdürü, askerlerin de dinleyeceği bir telsiz frekansından “Türk polisinin, Türk halkının kanını mı akıtacaksınız? Türk savaş uçağıyla Türkleri mi bombalayacaksınız? Vazgeçin” diye uyarmasına rağmen; vatandaşın vergileriyle maaş alan darbeci askerler, vatandaşın silahıyla onları öldürmeye devam etti.

ZEKA GALİP GELDİ

Önceden hiçbir eğitim almamış ve tatbikat yapmamış olan deneyimsiz vatandaşlar, spontane girişimlerle darbenin geri püskürtülmesinde önemli rol oynadı. Kimisi kaldırımdan söktüğü taşı tank paletiyle dişlisi arasına yerleştirerek ilerlemesini engellerken, kimi de tankın egzosuna elbiselerini tıkayarak motorun durmasını sağladı. Bir grup vatandaşsa tankın arkasında sarılı bulunan kamuflaj brandasını açarak tankın üzerini örttü. Böylece içerideki askerlerin görüş açısını kapatarak ateş etme kabiliyetini ortadan kaldırdılar.

Pek çok il ve ilçede tank ve personel taşıyıcı araçların kışlalardan çıkışını engellemek için belediyeler çöp kamyonları ve diğer araçlarla kışla çıkışlarına yığınak yaptı. Aynı şekilde nakliye ve hafriyat işi yapan şirket ve vatandaşlar ellerindeki kamyonlarla askeri araçların geçiş yollarına barikat kurdu. Vatandaşlar da tankları durdurmak için otomobilleri geçiş yoluna çekti. Ancak gözü dönmüş hainler, gözlerini kırpmadan tankları araçların üstüne sürerek ezip geçti.

Malatya’da havaalanında görevli itfaiye ve kurtarma araçları, valiliğin talimatıyla, uçakların piste çıktığı bütün yolları kapattı. Böylece Ankara’daki bombalamalara katılacak olan uçaklar havalimanından kalkamadı. Kayseri’de belediye, askeri havalimanının yer aldığı bölgenin elektrik trafolarında şalterleri indirerek elektriği kesti ve pist ışıklarını söndürdü. Buradan da uçaklar kalkamadı. Yine aynı şekilde Denizli Çardak’ta vatansever askerler, darbecilerin savaş uçaklarına yakıt ikmali yapmasını engellemek için hem tüm ilçenin elektriğini kesti hem de depoda bulunan 12 tonluk yakıtı yere boşalttı.

1 YILLIK EMEKLERİNİ YAKTILAR

Ankara’nın Polatlı ilçesinde bulunan kışladan çıkan füze rampaları, polisin araç tekerleklerini vurmasıyla Ankara merkeze gidemeden yolda kaldı. Ama 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece en büyük destanı Kazan halkı yazdı. O gece parlamento binası, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, MİT, TÜRKSAT ve Polis Özel Harekat Merkezini bombalayıp çok sayıda insanın ölümüne neden olan uçaklar, Ankara’nın kazan ilçesinde bulunan askeri hava üssünden kalkış yapıyordu. Bu üs aynı zamanda darbenin de komuta merkezi olarak seçilmişti.

Bunu gören Kazan halkı, önce üsse ulaşıp ikna yoluyla uçuşları durdurmaya çalıştı. Ancak darbeci askerler halka ateş ederek çok sayıda vatandaşı şehit etti veya yaraladı. Buna rağmen vatandaşlar pes etmedi. Bir yıldır hasat etmek için bekledikleri buğday tarlalarını ateşe verdiler. Ayrıca hurdacılardan, belediye depolarından, lastik mağazalarından topladıkları araç lastiklerini yaktılar hava üssü etrafında yoğun duman oluşmasını sağlayarak uçuşları engellediler. Bu arada seçilmiş hükümetin emrini dinleyen bir grup pilot da Eskişehir hava üssünden kaldırdıkları F-16’larla Kazan’daki üssün pistlerini bombaladı, böylece hava üssünden darbeci pilotlar kalkış ve iniş yapamadı.

DİRENİŞ VE ZAFER

Direniş Ankara ve İstanbul’da yoğun olmak kaydıyla gece boyunca sürdü. Yanındaki arkadaşları bir bir vuruldukça daha büyük bir cesaretle darbecilerin üzerine yürüyen Türk halkıyla birlikte, olaya müdahale eden polis, sabah saatlerinde darbeyi kırmayı başardı. Yoğun ateş altında tanklara ve zırhlı araçlara çıkmayı başaran vatandaşlar, içerideki darbeci askerleri çıkararak polise teslim etti.

16 Temmuz öğleden sonra darbe tamamen durdurulmuş ve darbeci hainler bir bir teslim alınmaya başlamıştı. Ertesi gün Marmaris’te Erdoğan’a suikast için gelen komando grubu ve helikopterle Yunanistan’a kaçan 8 asker dışında hainlerin tamamına yakını yakalandı. Daha sonraki 10 günde de Marmaris bölgesinde ormanlık bölgede saklanan darbeci askerler birer ikişer yakalanarak adalete teslim edildi.

TARİHİN EN KANLI DARBESİ

Dünya tarihinin en kanlı darbe girişimlerinden biri Türk halkının eşsiz feraseti ve büyük cesaretiyle engellendi. Bilanço ağırdı: 248 şehit ve 2 bin 193 yaralı. Yaralıların pek çoğu, hayatlarına sağlıklı bir şekilde devam edemeyecek halde. Kimi bacağını, kimi kolunu, kimi gözünü kaybetmiş durumda. Ömür boyu yatağa mahkum olanlar var. Ama hiçbiri 15 Temmuz gecesi yaptıklarından dolayı pişman değil.

Direnişte hem eşini, hem 16 yaşındaki oğlunu kaybetmiş olan anne, “Ben de orada olmalıydım” diyor. O gece İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki işgali durdurmaya çalışırken şehit olan profesörün eşi, “Bugün üstümüze düşeni yapmayacaksak, bir daha yapma şansımız olmayacak dedi ve çıktı” diye anlatıyor.

O geceye dair, benzer hikayeler o kadar çok ki; 15 Temmuz, kanlı bir ihanetin yaşandığı kara bir gece. Ama Türk halkının zihnine 15 Temmuz, bir milletin dirilişinin, direnişinin ve zaferin tarihi olarak yazıldı.

 

HAİNLİĞE ADIM ADIM

15 Temmuz gecesi yaşanan kanlı darbe girişimimin ayak sesleri aslında daha 2012 yılında duyulmaya başlamıştı. 7 Şubat 2012’de Türkiye tarihinde ilk kez bir MİT Müsteşarı, savcılık tarafından ifadeye çağırıldı. İsnat edilen suç ise MİT müsteşarı ve yardımcılarının terör örgütü PKK’nın bir parçası olması. Savcı, Kürt sorununa kalıcı çözüm bulmak için MİT görevlilerinin PKK temsilcileriyle Oslo’da yaptığı barış görüşmelerini bu suça delil olarak gösteriyordu. Oysa bu görüşmeler siyaseten de biliniyordu ve Türkiye yasalarına göre Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)’in başındaki kişiyi gözaltına almak, ifade vermeye çağırmak, soruşturma açmak veya yargılamak, Başbakan’ın iznine tabiydi. Buna rağmen savcı, MİT Müsteşarına “Ya sen buraya geleceksin ya da ben polis zoruyla seni getirteceğim” diye tehdit ediyordu.

AMAÇLARI ERDOĞAN’DI

Girişimin zamanlaması da oldukça manidardı. Savcı, MİT Müsteşarını göz altına almak için, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ameliyat nedeniyle hastaneye yattığı günü seçmişti. Amaç, MİT Müsteşarını gözaltına alıp, “emri Başbakan verdi” demesini sağlamak ve bu yolla da Başbakan Erdoğan hakkında “vatana ihanet” davası açmaktı. Aslında savcı da bunun sonuçsuz kalacağını biliyordu ama asıl amacı Erdoğan hakkında toplumda olumsuz algı yaratmaktı.

MİT Müsteşarının kendisine ulaşması üzerine Erdoğan, ameliyat masasından kalktı ve olaya müdahale etti. Savcının Fetullahçı Paralel Devlet Yapılanması’nın bir üyesi olduğu sonradan meydana çıktı ve savcı yurt dışına kaçtı. Zaten Fetullahçı cemaate ait tüm yayın organları da o günlerdeki haberlerinde savcının bu hukuksuz girişimine sahip çıkmış ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı suçlayıcı haberler yapmıştı.

AÇIKÇA SAVAŞ İLANI

Bu olaydan sonra Türkiye’nin hukuk sistemini Fetullahçı Paralel Devlet Yapılanmasının ele geçirdiği gün yüzüne çıkmaya başladı. Erdoğan, Fetullahçı cemaatin imkanlarını kısıtlamak için bu grubun en önemli gelir kaynağı olan üniversite sınavlarına hazırlık dersanelerini kapatma kararı aldı. Bu noktadan sonra Fetullahçı yapı, açıkça hükümete karşı savaş başlattı.

17 Aralık 2013’te düzmece belgelerle üç bakanın oğlunun da aralarında bulunduğu çok sayıda kişiyi göz altına aldırıp tutuklayan paralel savcı ve hakimler vasıtasıyla Fetullahçı yapı, hükümete karşı açtığı savaşı açıkça ilan etti.

Bu olaydan bir hafta sonra 25 Aralık’ta bu kez bir başka savcı eliyle, aralarında Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlunun da yer aldığı 96 kişi hakkında gözaltı kararı çıkardı. Ancak bu kez polis, savcının verdiği talimata uymayarak kişileri gözaltına almadı. Hükümet olaya karışan tüm savcıları daha düşük görevlere sürgün etti, haklarında soruşturma açılması için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna şikayette bulundu. 17-25 Aralık 2013 tarihinden sonra hükümet, Fetullahçı yapıyı devlete karşı oluşmuş bir suç örgütü olarak ilan etti ve bu yapıyla mücadele edeceğini açıkladı. Fetullahçı medya ve sosyal medya hesapları yine savcılardan yana tavır takındı.

EN YAKIN SUBAY BİLE HAİN ÇIKTI

Bu girişimden de sonuç alamayan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ), 19 Ocak 2014’te MİT’e ait TIR’ları durdurarak MİT görevlilerini hukuksuz bir şekilde yerlere yatırarak gözaltına almaya çalıştı. Hükümet bir kere daha müdahale ederek bu girişimi de bertaraf etti.

FETÖ’nün devlet içindeki örgütlenmesi önemli oranda açığa çıkmıştı, ancak orduda ne kadar elemanı olduğu tam olarak bilinmiyor  ve darbe yapacak bir güçleri olduğu düşünülmüyordu. Fakat, 15 Temmuz’dan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Genelkurmay Başkaını Orgeneral Hulusi Akar’ın en yakınındaki rutbeli askerlerin bile bu ihanet çetesinin bir üyesi olduğu ortaya çıktı.

Hükümetin bir sonraki adımı ordudaki FETÖ’ elemanlarını temizlemekti. Bunun için hukuk çerçevesi içinde kalarak, bu tip kararların alındığı Ağustos 2016’daki Yüksek Askeri Şura toplantısını bekliyordu. Gelecek olan tasfiyeyi fark eden FETÖ, 15 Temmuz’daki darbeyi planladı, ancak deşifre olması yüzünden darbeyi 6 saat öne alan örgüt, yüzlerce kişinin hayatına mal olan hain darbe girişiminde başarısız oldu.

OKLAR CIA’Yİ GÖSTERİYOR

Darbe girişiminin ardından tutuklanan çok sayıda hakim, savcı ve üst rutbeli asker itirafçı olarak FETÖ yapılanmasının iç yüzünü bir bir anlattı. Yapılan bu itiraflardan ve soruşturmalardan sonra 28 Aralık 2011’de Roboski olayı diye bilinen 34 Kürt kökenli vatandaşın hayatını kaybettiği Uludere olayında ve 24 Kasım 2015’te Rus uçağının düşürülmesinde de FETÖ’nün parmağı olduğu ortaya çıktı.

Türk vatandaşlarının büyük bir kısmı, FETÖ yapılanmasının arkasında ABD istihbarat örgütü CIA’nin olduğu kanaatini taşıyor. Bu inancı güçlendiren çok sayıda da delil var. FETÖ örgütünün elebaşı Fetullah Gülen’in ABD vatandaşı olmamasına rağmen uzun yıllardır Pensilvanya eyaletindeki çiftlikte yaşıyor olması, bu kadar çok delile, darbecilerin itiraflarına rağmen Türkiye’ye iade etmemesi, son olarak da ABD hükümetinin iade ile ilgili Türkiye’nin ilettiği belgeleri kaybettiklerini söylemesi iddiaları haklı çıkarıyor. Ortaya çıkan bir videoda ABD’li üst düzey bir generalin “Türk ordusundaki arkadaşlarımla konuştum, bir darbe yapıyorlar. Başarılı olacaklar mı diye çok merak ediyorum” sözleri de yeterince açık.

ABD İDDİALARA KARŞI SESSİZ

Türk halkı sadece FETÖ konusunda değil, DAEŞ, PKK ve DHKP-C gibi terör örgütlerinin Türkiye’de eylem yapmak için sıraya girmesinin arkasında da CIA’nin olduğuna inanıyor. Bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım da üstü örtülü olarak dile getiriyor. ABD’den ise Türkiye’den yükselen bu iddialara yarşı yüksek sesle dillendirilmiş bir itiraz gelmedi.

Ortada tüm iddiaları güçlendiren sayısız olay var. 15 Temmuz darbe kalkışmasının ve sonrasında artan terör olaylarının Rusya ile Türkiye arasındaki buzların çözülmeye başladığı tarihten hemen sonraya rastlaması da tesadüf olmasa gerek. DAEŞ’e karşı Türkiye’nin hem karadan hem havadan yürüttüğü harekat sonrasında ABD’nin başını çektiği koalisyon güçlerinin DAEŞ’e yönelik hiçbir şey yapmaması, Türkiye’nin bütün uyarlarına rağmen PKK’nın Suriye kolu olan PYD-YPG’ye ABD’nin silah desteğini artırması da birçok şeyi açıklıyor.

ASIL NEDEN TÜRKİYE’NİN GÜÇLENMESİ

Türkiye’nin Ortadoğu’da yeniden söz sahibi olmaya başlaması, Rusya ile yakın ilişki kurması, kendi savunma sanayisini geliştirmesi, IMF’den borç almaması, ABD ve İngiltere başta olmak üzere Batı’yı tedirgin etmiş görünüyor. Bunu ne kadar saklasalar da medyasıyla siyasetçisiyle, yazarı ve akademisyeniyle Erdoğan üzerinden Türkiye’ye karşı topyekün saldırıya geçmeleri niyetlerini ele veriyor. Siyaseten durduramayacaklarını gördükleri Türkiye’yi bir taraftan terör örgütleri eliyle diğer taraftan çeşitli manupilasyonlarla ekonomik olarak diz çökmeye zorluyorlar. Ancak ne Türk vatandaşlarının ne de vatandaşların desteğini arkasına alan Erdoğan’ın pes etmeye niyeti yok.

Reklamlar

İHANET GECESİ: 15 TEMMUZ” üzerine 2 yorum

  1. Geri bildirim: Hayata Dair…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s